15. İstanbul Bienali Kamusal Programı Fred Wilson’ın konuşmasıyla başladı

Haber ve fotoğraf: Nora Tataryan

İstanbul Bienali’ne parallel olarak Zeyno Pekünlü koordinatörlüğünde düzenlenen Kamusal Program Fred Wilson’ın Pera Müzesi’nde gerçekleştirdiği sanatçı konuşmasıyla başladı. Bienale Afro Kısmet isimli çalışmasıyla katılan Wilson, söyleşi boyunca bugüne kadar ürettiği eserleri ve 50’nci Venedik Bienali’nde Amerika Pavyonu’nu temsil ettiği işini ayrıntılarıyla anlatırken genel sanat pratiği ve çalışma yöntemleriyle ilgili soruları da yanıtladı. 16 Eylül’de ’Seçilmiş Aileler’ sempozyumuyla devam eden ve ziyaretçilerin ücretsiz olarak katılabildiği Kamusal Program etkinliklerinin ayrıntılı takvimi web sitesinden incelenebiliyor.

Müzeleştirme politikalarına getirdiği eleştiriyle tanınan Wilson işlerinde, geleneksel sergileme pratiklerini sorunsallaştırmakla kalmıyor, müzelerin olmazsa olmazı koleksiyon ve isimlendirme mekanizmalarıyla oynayarak izleyiciyi gördüklerini sorgulamaya  da sevk ediyor.

Fred Wilson, Afro Kısmet ve müzecilik politikaları üzerine

İster Azimli bir sanat takipçisi olalım ister sıradan bir müze ziyaretçisi, bir eseri deneyimlerken sergilenme politikalarından bağımsız bir algımız olduğunu söylemek oldukça zor. Bu sene 15’incisi düzenlenen İstanbul Bienali de bu politikalardan azade değil ve gerek teması gerek küçülen ebadıyla kendine has bir sergileme pratiği üretiyor. Bienaldeki işlerden bazılarıysa doğrudan bu konunun kendisini masaya yatırarak müzecilik üzerine düşünmemize vesile oluyorlar: Mark Dion’un kent yaşamına direnen ekosistemleri bilimsel sergileme teknikleri üzerinden anlattığı işi, İnatçı Otlar ve İstanbul’un Dirençli Deniz Yaşamı (Galata Özel Rum İlköğretim Okulu), Dayanita Singh’in Döküm Müzesi (Pera Müzesi) adını verdiği ve hayali bir küratör için tasarladığı mimarı alan, Mahmood Khaled’in ARK Kültür’ü dönüştürerek elde ettiği ev-müzesi Meçhul Ağlayan Adam Müze Evi İçin Tasarı, bunlardan sadece birkaçı.

Daha önce Venedik Bienali için benzer bir eser üreten Fred Wilson ise bu seneki İstanbul Bienali’ne Afro Kısmet isimli çalışmasıyla katılıyor. Tarihi fotoğrafları, 20’nci yüzyılın sonundan Afrika figürlerini, gravür ve yağlı boya tabloları, çağdaş İznik çini panelleri ve heykelleri biraraya getirerek yarattığı enstalasyonda Wilson, Osmanlı kültüründe siyahların oynadığı rolü ve sömürgeciliğin değişik veçhelerini konu alıyor. Kimisi yeni üretilmiş kimisi de müzelerin koleksiyonlarından toplanmış bu parçalar, modern sanat ve tarihi eser arasındaki farkları görünmez kılarak sergileme teknikleri üzerinden üretilen bilginin muktedirliğini sorgulamakla kalmıyor, aynı zamanda derinlemesine konuşulmamış bir tarihe de ışık tutuyor.

Sanatçı, Afro Kısmet ismini verdiği enstalasyonu şu sözlerle anlatıyor:

Benim ürettiğim iş hem çok kişisel hem de evrensel bir meseleye eğiliyor. Venedik’te de buna yakın bir şeyle ilgilenmiştim; siyahların o bölgenin  tarihindeki rolünü araştırmıştım. Şimdi de benzer bir şeyi bu coğrafyada yaparak Osmanlı’daki duruma bakmak istedim. Bu konu bienalin temasıyla da çok iyi konuşuyor bana kalırsa: komşularımızı tanımak. Amerika’dan farklı olarak Afro-Türklerin durumu tarihi olarak daha spesifik ve bu konuyu bir müze sergisi formunda işlemek de benim bakış açımı yansıtıyor. Yani aslında ben burada  bir kırılma yaratmış oluyorum. Sanatın tarihle buluşmasıyla yeni bir anlam çıkıyor. Zira elle yapılmış parçalarla tarihi parçaları bir araya getiriyorum. Dolayısıyla müzede görmeye alışık olduğumuz şeylere farklı bir bakış açısı getirmiş oluyorum. Üzerine çok da konuşulmamış bu tarihi kendi perspektifimden anlatıyorum diyebilirim.

Afro Kısmet, 15. İstanbul Bienal’i boyunca Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

Evim Evim Güzel Evim: Volkan Aslan ve sabit olmayan evlerimiz

Haber ve fotoğraf: Nora Tataryan

Volkan Aslan, bu sene 15’incisi düzenlenen İstanbul Bienali’ne Evim Evim Güzel Evim adlı video enstalasyonuyla katılıyor. Zamanın ve perspektifin üç kanaldan kırılarak ilerlediği filmde, iki kadının hayatlarından yedi dakikalık bir kesite şahit oluyoruz. Evim Evim Güzel Evim anlattığı hikâyeden ziyade izlendikten sonra geriye bıraktığı hisle tasvir edilebilecek bir video. Bir evin içi, İstanbul Boğazı’nda ağır ağır gitmekte olan bir tekne ve teknenin suda ilerleyişi: Ayrı perdelerden dönüşümlü olarak akan bu görüntülerin sonunda komşuluk, hareket ve yersiz-yurtsuz olma hali üzerine düşünme fırsatı buluyoruz. 17 Eylül’de Midilli Adası’nda tek parça olarak gösterilecek Evim Evim Güzel Evim’in yaratıcısı Volkan Aslan’la buluşup işi üzerine konuştuk.

Bu video’yu yapma fikri  nasıl ortaya çıktı, süreç nasıl gelişti biraz anlatabilir misiniz?

Evim Evim Güzel Evim uzun zamandır üzerine çalıştığım bir proje. Atölyemde panoda bir süre eskiz olarak bekledi. Önce bunun küçük heykellerini yapmaya karar verdim. Hazır bulduğum balıkçı teknesi modelleriyle başladım ilk olarak. Hemen yanı başımızda tüm şiddetiyle devam eden savaş ve bu nedenle yer değiştirmek zorunda kalan milyonlarca insan var. Çeşitli sosyal, politik ve ekonomik nedenler yüzünden göç etmek zorunda kalan insanlara ve tüm bunlara şahitlik ediyor olmak bu işin çıkış noktası oldu diyebilirim. Bu süreci, gitmek zorunda bırakılmayı, daha fazla ajite etmeden nasıl anlatabilirim diye düşünürken bu video fikri çıktı ortaya. Elmgreen & Dragset’in geçen seneki atölye ziyaretinde bu videoyu, iyi bir komşu teması çerçevesinde gerçekleştirmeye karar verdik ve sonrasında yaklaşık 10 ay süren bir yapım süreci başladı. Çekimler iki gün sürdü fakat yapım öncesi ve sonrası hazırlıkları uzun bir zamana yayıldı. Çok değerli ve işini iyi yapan insanların emeği var bu projede. Aksi halde gerçekleştiremezdim. 

Videoyu üç kanaldan izlemek hem zamanda hem de mekânda bir kırılma yaratıyor ve videonun sonunda bu kırılmanın neye hizmet ettiğini anlayabiliyoruz. Bu seçiminiz ve videonun teması arasında nasıl bir ilişki var biraz anlatabilir misiniz?

Temelde üç ekranda eş zamanlı bir hikâye akıyor. İzlediğimiz iki hikâye ve bir manzara bir noktada birleşiyor ve asıl hikâyeyi başlatıyor: bizim hiçbir zaman sonunu ve başını bilemeyeceğimiz hikâyeyi. Buradaki ekranlar için pencereler demek yanlış olmaz. Birbirine mesafeli, birbirinden bağımsız hikâyeler ilerlerken bakışımızı bir an genişletiyor ve ‘büyük resmi’ görüyoruz: görmeyi tercih etmeyeceğim bir resim. Videonun üç kanalda gösterilmesinin bir sebebi de izleyicinin istediği hayatı izleyebiliyor olması. Bu anlamda seyirciyi bir devamlılığa mecbur bırakmıyor. 

Videoda gördüğümüz protagonistler hakkında fazla bilgiye sahip değiliz ama onların hayatının küçük bir kesitine şahit oluyoruz. Bu anlamda Evim Evim Güzel Evim sizin için neye dair bir video?

Evet, pek tanıdığımız söylenemez bu iki kadını. Kim olduklarına, nereden gelip ne yöne gittiklerine dair bir fikrimiz yok. Kendileri de bilmiyor artık. Sıradan bir günde yedi dakikalık bir bölümünü izliyoruz hayatlarının. Kullandıkları eşyalar, nesneler, yaşadıkları yeri düzenlemeleri – tüm bunları görünce ne olursa olsun yaşamak, yaşatmak isteyenlere dair bir video benim için. ‘Neden buradan geçiyorlar, nereye gidiyorlar ya da en önemlisi bir yere gidiyorlar mı? Gidecek bir ‘yer’ var mı?’ gibi soruların etrafında dolaşan bir kurmaca. Tüm sıkışıklık içinde hâlâ hayatlarına devam eden birbirinden bağımsız iki kadın ilerliyor ama bir yere vardıklarını düşünmüyorum henüz – durduklarını da... 

Daha önceki işlerinize baktığımızda buluntu nesneleri bir araya getirerek işler ürettiğinizi görüyoruz, burada da mekanların birbirine eklemlenmesi söz konusu. Genel sanat pratiğiniz içinde bu iş nereye oturuyor?

Pratiğimin içinde çok farklı bir yere denk düştüğünü söyleyemem. Evet birbirinden farklı malzeme ve anlatım türleriyle çalışıyorum. Heykel, fotoğraf, hazır nesne, video... Geçmişten bugüne üretilen işleri düşündüğümde genel bir kolaj hissi ağır basıyor. Buluntu iki nesnenin bir araya gelmesi, buluntu ve üretilmiş nesnenin bir araya gelmesi... Bir araya getirme durumu var. Bu iş, kurmaca kısmında, iki yaşamı bir araya getiriyor. Nesne olaraksa senin söylediğin gibi mekânları  birbirine bağlıyor.

Göç, hareketlilik ve ‘ev’ kavramının giderek muğlaklaşması, içinde bulunduğumuz dönemin ruhu haline geldi. İşinizi bu zamanda İstanbul’da gösteriyor olmak sizin için ne anlama geliyor?

Projeksiyonların yansıtıldığı duvarın hemen arkasının deniz olduğunu bilmek; üstüne her geçen gün sevdiğim insanların teker teker gidişi... Hüzünlü gerçekten. Fakat bu çok kişisel nedenlerden dolayı böyle benim için. İki kadının hikâyesini çok kısa izleyebiliyoruz ve bu izlediğimiz yer de Boğaz. Yani sanki bu iki insan geçen haziran ayında Boğaz’dan geçip gitti ve ben bu şehirde yaşayan biri olarak o geçişin bir yedi dakikalık bölümüne şahitlik etmişim gibi.

Eşek Boncuk’un bir haftalık bienal güncesi

Sanatçı Xiao Yu’nun bienalde sunduğu performatif yapıtı Zemin (2014/17) kapsamında İstanbul’un kuzeyindeki Gümüşdere’den İstanbul Modern’in bahçesine getirilen Boncuk adlı bir eşek, açılış haftasında aralarında İstanbul’daki kişisel sergisinin açılışı için şehirde olan sanatçı Ai Wei Wei’nin de bulunduğu bienal misafirleriyle birlikteydi.

Boncuk, 15 Eylül Cuma sabahı gerçekleşecek son performansının ardından köyüne geri döndü. Onu çiftliğinde ziyaret eden veterineri, sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdi. Performansın video kaydı, bienal boyunca İstanbul Modern’de izlenebilecek.

Xiao Yu’nun Zemin başlıklı performansı, yaygın ve tehlikeli bir şekilde devam ettiği halde kent sakinleri için giderek görünmez hale gelen ekolojik ve antropolojik süreçler zincirinin bir halkası olarak, belli bir çalışma ediminin doğrudan bir ifadesi. Yu, yapıtında, doğa ile tarım arasındaki karşılıklı bağımlılık ve evcilleştirilmiş hayvanlar ile onların insanlarla ilişkisinin yanı sıra emek kavramını da konu ediniyor. Yu’ya göre işin ekolojik kırılganlığın vardığı boyutları gözler önüne serdiğini düşünmek mümkün.

 

Boncuk bir haftada neler yaptı? 

Xiao Yu’nun yoğun ilgi gören performansında, günün belirli saatlerinde iki Çinli çiftçi, Boncuk ile saban sürdü ve vakit geçirdi. Boncuk 11 Eylül Pazartesi günü İstanbul Modern’e gelmiş olsa da Çinli çiftçiler ve İKSV ekibiyle tanışıklığı üç hafta öncesine dayanıyor.

İki Çinli çiftçi ve İKSV destek ekibinden iki kişi olmak üzere toplam dört kişi hazırlık döneminde üç hafta boyunca her gün çiftlikte ve ardından İstanbul’da eşekle vakit geçirdi; geleneksel saban yöntemiyle toprak sürdü. Bu süreçte başta Çinli çiftçiler ve İKSV ekibi olmak üzere herkes onu çok sevdi ve ona Boncuk adını verdi. İş kapsamında Boncuk, sadece istediği zamanlar toprağı sürdü, çalışmak istemediği zamanlarsa performansa ara verildi; kısacası performansın akışını Boncuk belirledi.

Boncuk’a yemesi için düzenli olarak taze ot ve sap alındı; ancak Boncuk’un tercihi çoğunlukla kuru saptan yanaydı. Boncuk bienalde geçirdiği vakit boyunca meyve yemekten de vazgeçmedi; her gün havuç, bazı günler ise elma, armut, kuru üzüm gibi sevdiği meyvelerle beslendi. Boncuk’un İstanbul Modern’in bahçesinde sürdüğü toprağın arkasında bulunan 50 metrekarelik yuvasında, sıcak havalarda serinlemesi için iki adet de vantilatörü vardı.

Boncuk’a gündüz saat 10.00-18.00 saatleri arasında Çin’den gelen çiftçiler, 18.00-10.00 saatleri arasında ise Türkiye’den iki çiftçi vardiyalı olarak 24 saat boyunca eşlik etti. Performans olmadığı zamanlar İstanbul Modern’in bahçesinde sık sık dolaşmaya çıkarılan Boncuk bir haftalık seyahati boyunca ilgi ve sevgi odağı oldu, pek çok fotoğrafta poz verdi. Boncuk’un sağlığı da ihmal edilmedi. İstanbul Modern’de konakladığı süre boyunca Boncuk’a aralıklarla refakat eden veterinerin gözlemi de, Boncuk’un mutluluğunun fiziksel sağlığına yansıdığı yönündeydi.

Kısacası bienal döneminde Boncuk’a çok iyi bakıldı; gerek İKSV ekibi gerekse kadim bir tarım toplumu olan Çin’den gelen deneyimli çiftçiler onun hep üzerine titredi.

İstanbul Bienali ve Koç Holding İstanbul’a kalıcı bir eser armağan ediyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding sponsorluğunda 16 Eylül – 12 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 15. İstanbul Bienali, Koç Holding desteğiyle şehre bir armağan bırakmaya hazırlanıyor. Bu sene 30. yaşını kutlayan bienal kapsamında dünyaca ünlü sanatçı Ugo Rondinone’nin 1999 yılında Taksim Meydanı’nda sergilenen gökkuşağı heykeli, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yakınındaki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde İstanbullularla buluşuyor.

İstanbul Bienali ile 2007-2026 Bienal Sponsoru Koç Holding arasında yapılan yeni bir anlaşma çerçevesinde bu yıldan itibaren her bienalde İstanbul’a kalıcı bir eser bırakılacak. Bu projenin ilk sürprizi, 15. İstanbul Bienali’ne Gökkuşağı Şiirleri (1997–2017) serisinden Buradan Nereye Gidiyoruz? adlı neon heykeliyle katılan sanat dünyasının en renkli ve üretken isimlerinden Ugo Rondinone oldu. Ugo Rondinone’nin on sekiz sene önce, 6. İstanbul Bienali (1999) için ürettiği neon ışıklardan oluşan gökkuşağı heykeli Taksim Meydanı’nda sergilenmişti. İşin yeni bir düzenlemesi, bienalin otuzuncu yılında, 2004’ten beri İstanbul’un önemli kültür mekânlarından olan, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Avrupa yakası girişi yakınındaki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nin (MKM) çatısına yerleştirildi. 

Rondinone’nin ikonik eseri Buradan Nereye Gidiyoruz?, Koç Holding’in desteğiyle İstanbul’da kalıcı olarak sergilenecek. Her gün Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçen yüzbinlerce kişinin göreceği bu neon heykel ile İstanbul da Rondinone eserlerinin kamusal alanda sergilendiği dünya şehirleri arasında yerini alacak. Ugo Rondinone eserini “Niyetim, gece vakti ortaya çıkan bir gökkuşağının çelişkisiyle, kamusal alana şairane bir dokunuş getirmek" sözleriyle anlatıyor.

Eser sorduğu Buradan Nereye Gidiyoruz? sorusuyla yoldan geçenlere geleceklerini ve umutlarını düşündürmeyi hedefliyor. Karanlığın içinde beliren renkler olumlu bir mesajı veya bir umut habercisini temsil ediyor. Rondinone aynı zamanda kariyerinin başında İstanbul Bienali’nde sergilenen eserini tam 18 yıl sonra tekrar yerleştirerek bienalin ve şehrin belleğine de referans veriyor.

 

Ugo Rondinone kimdir?

Ugo Rondinone, 1964 yılında İsviçre’de doğdu. 1990 yılında Viyana Uygulamalı Sanatlar Üniversite’sinden mezun oldu. Kariyeri boyunca birçok ödüle layık görülen sanatçının işleri arzu, hasret ve algı gibi temalara yoğunlaşıyor. Aralarında resim, video, çizim, yerleştirme ve heykelin de bulunduğu bir dizi alanda üretimlerine New York’taki stüdyosunda devam ediyor. Birçok çalışmasında insan yaşamının monotonluğunu, gündelik hayatın sıradanlığını vurgulayan sanatçı gerçekliği olduğu gibi iletmektense onu şairane bir üslupla biçimlendirmeyi tercih ediyor. Sanatçının eserlerinin sergilendiği sanat kurumları arasında; The Garage, Moskova; Place Vendôme, Paris; Palais de Tokyo, Paris; Rockbund Art Museum, Şangay; Museum of Contemporary Art, Sidney, Avustralya sayılabilir. Rondinone, 2015 yılında Bomb Benefit Gala tarafından Onur Ödülü’ne layık görülmüştür. Rondinone, kamusal alanda sanat deyince ilk akla gelen sanatçılar arasındadır.

Tuğçe Tuna Beden Damlaları başlıklı yeni koreografisiyle bienalde

Koreograf, dans sanatçısı, akademisyen Tuğçe Tuna’nın 15. İstanbul Bienali kapsamında sunacağı Beden Damlaları eseri; kinestetik empatiye, bedenin biriktirdiklerine ve görünmeyen kayıplarına, bedenin zihinde ve mekânda ardında bıraktıklarına odaklanıyor.

Sanatçı birbirine komşu bedenleri hamamın birleştirici kubbesi altında bir araya getirerek, mekânın mimari özellikleri ve performans sanatçılarının yıldız haritalarından ilhamla koreografiyi oluşturuyor.

Koreografi gün ve saatleri
16-17 Eylül 2017, 17.30 ve 20.30
Bienal boyunca her cumartesi, 17.30 ve 20.30
Seyirci rezervasyonu rezervasyon.iksv.org adresinden yapılmaktadır.

Beden özdektir, iletkendir; yaşam döngüsünü iletir.
Beden sana ait olanı, önce ve sonranı biriktirir.
Beden hatırlar ve dönüştürür.
Bu döngü kozmik bir döngüdür.
Bedenin görünmeyen kayıpları vardır.
Beden de buharlaşır. Bedeni oluşturan her bileşen yıldızlarda bulunur, her beden bir yıldızdır.

T. Tuna, İstanbul, 2017

Konsept, Koreografi ve Yönetmen: Tuğçe Tuna
Performans Sanatçıları: Ekin Ançel, Pınar Akyüz, Koray Çivril, Gülçin Erdiş, Aybike İpekçi, Erdem Kaynarca, Melih Kıraç, Hilal Sibel
Pekel, Sinan Özer, Tuğçe Tuna
Ses Tasarımı: Tuğçe Tuna, Vahit Tuna
Işık Tasarımı: Utku Kara
Proje Prodüksiyon Asistanı: Yonca Hiç
Sahne Amiri: Lale Madenoğlu

Aylaklar / Flâneuses, 13 Eylül-3 Kasım tarihleri arasında Fransız Kültür Merkezi’nde

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2009’da Paris’in en köklü sanat kurumlarından Cité Internationale des Arts’da 20 yıllığına kiralanan Türkiye Atölyesi’ndeki misafir sanatçı programına katılmış beş farklı sanatçı Aylaklar sergisinde bir araya geliyor. 13 Eylül’de Fransız Kültür Merkezi’nde açılacak ve 3 Kasım’a kadar devam edecek serginin küratörlüğünü İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer üstleniyor.

Koordinasyonunu İKSV’nin üstlendiği Paris Cité des Arts’daki Türkiye Atölyesi’nde farklı zamanlarda çalışan beş kadın sanatçının işlerinden oluşan Aylaklar sergisinde Aslı Çavuşoğlu, İnci Furni, Güneş Terkol, Yasemin Özcan ile İz Öztat & Zişan’ın “aylaklık”tan yola çıkarak yarattığı işleri yer alacak. 

Sergiye katılan sanatçıların, içinde yaşadıkları stüdyonun yanı sıra kentle kurdukları etkileşimlerden yola çıkarak oluşturdukları sergide “yürümek” eylemi belirleyici bir rol oynuyor. Yürümeyi, felsefi, coğrafi, manevi, toplumsal, siyasi ve edebi anlamda sorgulayan sanatçılar, şehrin farklı köşelerini, sokaklarını arşınlamayı sıradışı bir deneyime dönüştürerek, aylakların karşılarına çıkan beklenmedik durumlara tanıklık etmelerini sağlıyor ve yürüyüş güzergâhını bir belleğe dönüştürüyor. Yürüme üzerine farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan oluşan zengin bir literatürden hareketle gelişen Aylaklar sergisinin asıl odak noktası 19. yüzyılda Paris’te Fransız edebi kültürünün önemli bir figürü olarak ortaya çıkan ve daha sonraki yıllarda da zamanüstü ve evrensel bir karaktere bürünen “aylak” figürü.

Aylaklar sergisinin açılış gecesinde, saat 19.30’da, Yasemin Özcan "Flanöz’ün Kalbi" isimli bir sunum performans gerçekleştirecek. Oğuz Erdin, Güçlü Öztekin ve Güneş Terkol’un yeni grubu GuGuOu da açılış programına aynı gece saat 20.15’de sergileyecekleri, şehirde yürüme, kaybolma ve aylaklık üzerine geliştirdikleri performansla katılacak.

Serginin Özge Güven tasarımıyla hazırlanan kitabında, Bige Örer’in sergiyle ilgili yazdığı giriş metni ve Fatih Özgüven’in Türkçede yazan kadın edebiyatçıların aylaklık deneyimleri hakkında yazdığı metne ek olarak Özge Ejder’in sanatçılar ve küratör Bige Örer ile birlikte gerçekleştirdiği bir söyleşi metni de yer alıyor.

İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nin güvenlik önlemleri gereğince sergiyi gezmeden önce bir kayıt formunun web sayfası üzerinden doldurulması gerekiyor. Kayıt yaptırmak için buraya tıklayın.

İstanbul Modern’de birbirine komşu iki eser: Yonamine’in posterleri ve Latifa Echakhch’ın freskleri

Haber ve fotoğraf: Nora Tataryan

Bu seneki İstanbul Bienali’nin teması iyi bir komşu. Bienaldeki işlerin tamamını bu konuyla ilişkilendirmek ve farklı okumalar yapmak mümkün. Bunun yanı sıra, yan yana sergilenen eserlerin birbiriyle etkileşimi sonucu yarattıkları yeni anlam dünyaları da söz konusu. İstanbul Modern’de bulunan Latifa Echackhch’ın Silinen Kalabalık (Crowd Fade) adlı enstalasyonu ve Yonamine’in kolajları bu diyaloğun en iyi örneklerinden. Bu iki işin ortak özelliği tahrip edilmiş olmaları. Dolayısıyla eserler, geleneksel sergileme yöntemlerine bir alternatif sunmakla kalmıyor, aynı zamanda izleyicilerini bu tahribat eylemi üzerine düşünmeye de sevk ediyor.

Hayatı boyunca Angola, Portekiz, Fransa, Almanya ve Zimbabwe gibi bir çok ülkede yaşamış olan Yonamine’in çok katmanlı kolajları büyük kentlerin sokaklarında sıkça görmeye alışık olduğumuz, yırtılmış ve yerinden sökülmüş posterlerden oluşuyor. Sömürgecilik, kentsel dönüşüm, popüler kültür ve ırkçılık eleştirisi gibi bir çok öğeyi içinde barındıran kolajların çoğu, sanatçının kendi tasarımlarından veya buluntu malzemelerden oluşuyor. Yonamine, gazete kâğıdı üzerine siyah çini mürekkebiyle elde ettiği bu baskıları tıpkı sokakta başlarına geleceği üzere, yok ediyor. İşin, izleyiciyle buluşan son halinde belli belirsiz okuyabildiğimiz posterler üzerinden hem ifade özgürlüğünü hem de sansürün şiddetini duyumsuyoruz. Sanatçı, İstanbul Bienali için özel olarak ürettiği bu işi şu cümlelerle açıklıyor:

Bu bir kaos aslında: ilhamını sokaktan, posterlerden alan bir iş. İstanbul’da nasıl bir etki yaratacağını da merak ediyorum açıkçası, çünkü kendi ülkemdeki, Avrupa’da ve Asya’daki problemlere değiniyorum bu enstalasyonda. Basit malzemelerle iş yapmayı çok seviyorum. Önce yapıp sonra yok etmek de bunun bir parçası. Bu posterleri şimdi sokağa assanız yirmi dakika içinde yok olurlar. Bu anlamda emek verip yaptığım bir işi yok ediyorum aslında. Benim hayatta en çok önem verdiğim şeylerden biri ifade özgürlüğü. Ben konuşarak iletişim kuran bir insanım ve işimde de bunu yansıtmaya çalışıyorum. Yapıp yıkmak da bunun bir parçası.

Marcel Duchamp ödüllü Latifa Echakhch ise İstanbul Bienali için tasarladığı enstalasyonda protesto kültürünü alışık olmadığımız bir formda karşımıza çıkarıyor. Kendi deyimiyle Fransa’da bir direniş geleneğinin içinde yetişen sanatçı, bu işinde sokak eylemlerini resmettiği freskleri imha ederek hayal ve gerçek arasında bir dünya yaratıyor. İstanbul Modern’in karşılıklı iki duvarını kaplayan Silinen Kalabalık (Crowd Fade) sokak ve direniş kavramlarının tarihine ve köklülüğüne işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda sokağın politik potansiyelini de açığa çıkartıyor. Bu görüntüler, Echakhch’ın deyişiyle belli bir şehre ya da bağlama ait olmamakla beraber bir rüya sahnesi kadar akışkan ve fresk estetiğinin işaret ettiği kadar da eski.

Echakhch ve Yonamine’in işlerinin komşuluğu kıymetli, zira her iki iş de eleştirdiği veya dahil olduğu kültürü tamamen göstermeden yeni bir anlam dünyası yaratıyor.  Sanatçıların yok ederek yarattığı eserler, bienal sonuna kadar İstanbul Modern’de görülebilir.

Tuğçe Tuna ile Beden Damlaları performansı üzerine

Koreograf, dans sanatçısı, akademisyen ve hareket terapisti olan Tuğçe Tuna, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda sunacağı performansıyla 15. İstanbul Bienali sanatçıları arasında yer alıyor. Tuğçe Tuna’dan, Beden Damlaları başlığını verdiği performansını ve performansın iyi bir komşu’yla olan ilişkisini dinledik.

Beden Damlaları, bienal boyunca her cumartesi 17.30 ve 20.30’da Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda görülebilir. Performans, açılış haftasına özel olarak 17 Eylül Pazar günü de aynı saatlerde gerçekleşecektir.

Kamusal Program: seçilmiş aileler ve insan olmayan komşularımız

Haber ve Fotoğraf: Nora Tataryan

İyi bir komşu, siz hastayken size yemek yapar mı? Komşu bir ülkeden midir? Sizinle aynı gazeteyi mi okur? Daha yeni taşınmış birisi midir? Bu yıl 15’incisi düzenlenen İstanbul Bienali’nin kentin sokaklarına yayılmış afişlerindeki metinlerden de anlıyoruz ki, insan merkezli dünyamızda "komşu" denince akla ilk gelen genelde bir insan oluyor. Bienal boyunca sergilenecek eserlerin bu algıyı dağıtacağı ve bize yeni sorular sorduracağı muhakkak. Bienale paralel olarak düzenlenen kamusal program da benzer bir saikle komşu kavramını alışıldık çağrışımlarının dışına çıkartıp yeni bir tartışma zemini yaratmayı hedefliyor. Sanatçı Zeyno Pekünlü’nün koordinatörlüğünü üstlendiği program farklı alanlardan araştırmacı, aktivist ve müzisyenlerin katılımıyla iyi bir komşu temasını aynı zamanda disiplinlerin komşuluğu olarak okumamıza vesile olacak. İki ay boyunca düzenlenecek etkinlikler dizisinin arkasında yatan düşünsel zemini Pekünlü şöyle açıklıyor:

İyi bir komşu temasını çok yalın bir tema gibi gözüküyor ama aslında çok yüklü bir konu. Hele Türkiye bağlamında, sınır komşuları ve ülkenin kendi ağır tarihi ve belleği düşünüldüğünde bu daha da katmanlı bir hâl alıyor. Tabii komşu denince, bunun insanların kafasında nostaljik bir konotasyonu oluyor. Diğer yandan son üç dört senede mahalle forumları, oralardan çıkan sosyal merkezler, mültecilere birlikte çalışan kurulumlar sayıca fazlalaştı. Ben de komşu kavramının tüm bu anlamlarını kesecek şekilde tahayyül etmeye çalıştım ve son beş senedir ne konuşuyoruz, önümüzdeki beş sene ne konuşacağız bunları düşündüm ve iki hat etrafında sınırlandırmaya karar verdik Kamusal Program’ı: ’seçilmiş aileler’ ve insan olmayan komşularımız ile paylaştığımız ’müşterek kader’.

Kamusal Program’ın açılış sempozyumumda Toronto Üniversitesi’nden Sahrzad Mojab kendi deneyiminden yola çıkarak şiddet ve kadın bedeni üzerinden bir göç okuması yaparken, Joseph Massad çok kültürlülüğün liberal tezahürlerini eleştirdiği bir konuşma, Şükrü Argın ise ulusal sınırlar içinde ve dışında çizdiğimiz sınırlardan bahsedeceği bir sunum gerçekleştirecek.

Kapanış sempozyumunda yer alacak isimler arasında ise hem kentte hem kırda müşterekleştirme pratikleri üzerine araştırmalar yürüten Massimo de Angelis, Stavros Stavrides ve Ayfer Bartu Candan yer alıyor. Program kapsamında Kadir Has Üniversitesi öğretim görevlilerinden Ezgi Tuncer göç ve yemek üzerine farklı ülkelerden davetli şeflerin birlikte yemek pişirecekleri ve sohbet edecekleri bir atölye gerçekleştirirken, akademisyen Sezai Ozan Zeybek kent tarihiyle köpeklerin tarihini birlikte okuduğu bir sunumla programa katkı sunuyor. Evrim Hikmet Öğüt’ün düzenlediği atölyede ise İstanbul’un göçmen ve yerleşik müzisyenleri bir araya gelerek doğaçlama bir performans sergiliyor. Çukurcuma Kolektifi ise İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın, yer aldığı Deniz Palas’ın alt katında oluşturduğu yeni serbest mekânda okuma günleri düzenliyor. Hamiş Suriye Kültür Merkezi ve Goethe Enstitüsü işbirliğiyle düzenlenen atölyede ise Suriyeli genç sanatçıların yardımıyla kendi süper kahramanlarını yaratacaklar.

Kamusal Program etkinliklerinin ayrıntıları için buraya tıklayın.

iyi bir komşu billboardları, Bulgaristan Goethe Enstitüsü’nün işbirliğiyle Plovdiv’de

Pek çok kültür kurumunun işbirliğiyle dünyanın farklı kentlerine asılan iyi bir komşu billboardları’nın bir durağı da Bulgaristan’ın Plovdiv kentiydi.

Volkan Aslan Evim Evim Güzel Evim adlı yeni videosu ile 15. İstanbul Bienali’nde


Volkan Aslan (d. 1982, Ankara, Türkiye) İstanbul’da yaşıyor. Volkan Aslan Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim eğitimi aldı. Kişisel sergileri arasında Mükemmel Gün, Pi Artworks, İstanbul (2015), Henüz Yaşanmamış Bir Gün [A Day Not Yet Lived], Pi Artworks, Londra (2014), Hatırlamayı Unutma, Arter, İstanbul (2013) bulunuyor. Ayrıca çalışmaları şu toplu sergilerde yer aldı: Liman, İstanbul Modern (2017); İstanbul. Tutku, Neşe, Öfke [Istanbul. Passion, Joy, Fury], Maxxi Museum, Roma (2015); Seyyar Müze, İstanbul (2014); Anne, ben barbar mıyım? [Mom, Am I Barbarian?], 13. İstanbul Bienali (2013). Aslan aynı zamanda İstanbul’da kâr amacı gütmeyen bağımsız bir sanat mekânı olan 5533’ün kurucularından biri.

Alejandro Almanza Pereda ve oturma odamızdaki ormanlar

Haber ve fotoğraf: Nora Tataryan

Alejandro Almanza Pereda, işlerini Meksika-New York hattında üreten ve bu hareketliliği eserlerine de yansıtan bir sanatçı. Fotoğrafları ve heykelleriyle tanıdığımız Pereda 15. İstanbul Bienali’ne 2010’den beri ürettiği Horror Vacui (Boşluk Korkusu) serisiyle katılıyor. Doğa-insan ilişkisi üzerinden özel ve kamusal alan arasındaki gerilimi konu alan enstalasyonda, anonim doğa resimlerinin beton duvarlar tarafından ele geçirildiğine şahit oluyoruz. Pereda’yla 12 Kasım’a kadar Pera Müzesi’nde sergilenen işini, üretim pratiğini ve sanatın rahatsız edici yapısını konuştuk.

15. İstanbul Bienali’ne nasıl dahil oldunuz? Projenizin gelişim sürecinden bahseder misiniz?

Bienale küratörler Ingar ile Michael tarafından bizzat davet edildim. Berlin’de buluştuk. İstanbul, Berlin ve genel anlamda şehir kavramı gibi pek çok konudan bahsettik. Bu çalışmamla bienale katılmamı teklif ettiler. Daha önce bu denli kararlı kişilerle çalışmamıştım; hemen konuya girdiler. Böylesi sanatçı için çok daha iyi. Bana “ne istersen yapabilirsin” demediler. Ne istediklerini biliyorlardı, bu da benim işimi kolaylaştırdı. Başka bir görüşmemiz olmadı. Bu çalışma önceden başka mekânlarda da sergilenmişti ama her seride kullandığım tablolar farklı olduğundan iş de her sefer farklı oluyor.

Bu çalışmanızı nasıl tarif edersiniz? Nereden ilham aldığınızı ve bienalin iyi bir komşu teması ile nasıl bir bağlantısı olduğunu anlatır mısınız?

Bu çalışmanın konusu, doğayı nasıl gördüğümüz ama bundan da önemlisi, nasıl parçalara ayrılmış bir şekilde gördüğümüz. Doğayı hep dışarıda görüyoruz ama benim çalışmamda kullandığım resimler insanların duvarlarında görmeye alışık olduğumuz güzel manzara tabloları. Bu güzelim tabloları götürüp dünyadaki en yapay ortama asıyoruz: oturma odalarımıza! Oturma odalarımız kendimizi rahat ve doğadan uzak, güvende hissettiğimiz yerler. Bu barınaklara ihtiyacımız var, çünkü onlarsız hayatta kalamayız. Böyle düşününce de doğanın etrafını duvarlarla çevirmiş olmamız bana ilginç geliyor. Bence doğa bizi büyülüyor. Dışarıda olma isteği duyuyoruz ama duvarlar arasında kalmamız gerek. Bu çalışma aslında içerisi ile dışarısı arasındaki bu gerilimi konu alıyor. Bir başka unsur ise tablonun duvara olan gereksinimi. Büyük müzelerde kocaman tabloları duvarlarda asılı hâlde görürüz. Duvara duydukları bu gereksinim, son zamanlarda tabloları heykel gibi görmeye başlamama sebep oldu. Tabloların müzelerde sergilenebilmek için duvarlara ihtiyaçları var; tıpkı bizim de duvarlara ihtiyacımız olduğu gibi. Tablo duvara gereksinim duyacağına, duvar tabloya gereksinim duysa ne olur? Ben bunu düşündüm ve böylece duvarı tabloya dâhil ettim. Bienalin temasını da göz önünde bulundurursak, bu çalışmamın konusunu betonla doğa arasındaki gerginlik olarak yorumlayabiliriz. Bir başka boyutu ise, gereksinim.

Bu tablolar sizin eseriniz olan orijinal çalışmalar mı?

Açık konuşmak gerekirse ben fırça bile tutamam. Bu tabloları ikinci el dükkânlarından bulup derliyorum; pek çoğunun sanatçısı bilinmiyor. Bu yıl, tabloları bulmam konusunda bienal ekibi bana yardımcı oldu, dolayısıyla bu yılki tablolar İstanbul’dan. Şansımız yaver gitti de serideki bu üç tabloyu bulabildik, normal şartlar altında bulması zor ve çok ağırlar. Müzede alçıya batırılacaklar, Pera Müzesi’ne yeni bir bölüm eklenmiş gibi olacak. Göze hitap eden duvarlar olmadıklarının farkındayım; modernistler ama güzel görünümlü değiller.

Çalışmalarınız çoğunlukla nesnelerin ilişkiselliğini keşfe çıkar türden. Heykellerinizde ise gündelik hayatta kullandığımız eşyaların birbirine ampullerle bağlanması yoluyla denge ve gerginlik kavramlarını işliyorsunuz. Bu çalışmanız, sanatınızın geneliyle nasıl bir ilişki içinde?

Benim çalışmalarım maddesellik, fizik, maddeler ve nesnelere dair algılarımız ve varsayımlarımız üzerine. Varsayım ve kıymet; nesneleri bu iki kavram üzerinden değerlendiriyoruz. Bir nesneyle aramızdaki ilişki onun maddeselliği üzerine kurulu olsa da bununla sınırlı değil. Örneğin; plastikten yapılma bir nesne size babanızın hediyesidir, bu yüzden sizin için kıymeti ederinden çok daha fazladır. Ben çalışmalarımda madde ve kıymet arasındaki gerginliğe dikkat çekmek istiyorum. Bu anlamda çalışmalarımın konusu, yıkıma uğrayan nesnede bir güzellik bulmak olarak da düşünülebilir. Bir tablonun değeri ve güzelliğiyle ilgili belirli fikirlerimiz var; işte ben bu seride onları beton bir duvarla yıkıyorum. Çalışmalarım agresif; göze hoş görünen parçalar değiller. Ben bakanı hoşnut bırakmaktan değil, ona kafa tutmaktan hoşlanan bir sanatçıyım.

Alejandro Almanza Pereda’nın işi Pera Müzesi’nde görülebilir

Sanatçı Pereda’nın İstanbul’dan topladığı ve kime ait olduğu bilinmeyen doğa resimlerini betona batırarak ürettiği işlerden biri, Pera Müzesi’nin Oryantalist Resim Koleksiyonu sergisinde yer alan bir tablo ile değiştirildi. Pereda’nın ürettiği diğer eserler ise bienal açıldıktan sonra görülebilecek. Tablo, fotoğraf ve heykelleriyle tanınan sanatçının 2010’dan bu yana ürettiği Boşluk Korkusu serisinin bir devamı.


Fotoğraflar: Poyraz Tütüncü

Bu kameralar sizi gözetlemiyor, aksine kendini seyre çağırıyor

Haber ve fotoğraf: Nora Tataryan

15. İstanbul Bienali’nde kamusal mekanda sergilenen işlerden biri de seramik ve desen çalışmalarıyla tanıdığımız Burçak Bingöl’e ait. Sanatçı, Günebakan isimli serisinde son on yılda metropol hayatının alışılageldik imgeleri arasına giren güvenlik kameralarını Beyoğlu bölgesinden topladığı bitki desenleriyle süsleyerek çağımız gözetleme kültürüne eleştirel bir yorum getiriyor. Bingöl, seramik malzemeden ürettiği kameraları şehrin çeşitli noktalarına yerleştirerek bu panoptik objeleri bizi gözetleyen aygıtlar olmaktan çıkartıp onları seyirlik birer sanat nesnesi haline getiriyor. Tersine çevrilen bu ilişkide, kameralar kent hayatını değil Beyoğlu’nun yok olmakta olan floral coğrafyasının kaydını tutuyorlar.

Burçak Bingöl sanat pratiğinde seramik ve süs motiflerini sıkça kullanan bir sanatçı. 2011’deki solo sergisi Nadireler Kabinesi için bir benzerini ürettiği bu seri, Bingöl’ün kendi deyimiyle yabancılaşma ve kolektif hafıza kavramları üzerinden sıradan objeleri sanatsal olarak işlevsel kılmayı hedefliyor. İlhamını İstanbul’dan alan kameraların ortaya çıkış öyküsü ise şöyle:

Bu işi, kişisel düzeyde başlayan bir yabancılaşma temasının İstanbul’la buluşması olarak tanımlayabilirim, Ankara’da yaşarken bu kadar kameraya maruz kalmıyordum, üniversitede araştırma görevlisiydim ve yeşille ormanla dolu bir hayatım vardı. İstanbul’a taşınınca bu durum değişti. Uzaktan bildiğin nesnelere doğrudan maruz kalmak ve her anının kayıt altında olduğunu bilmek farklı bir varoluş halini beraberinde getiriyor. Bu malzemeyi sofrada tabak çanak olarak ya da banyoda bir lavabo olarak görmeye alışığız. Dolayısıyla bu işte hem form hem materyal üzerinden çift taraflı bir yabancılaşma söz konusu. Kiç çiçek desenleri de oldum olası feminen yapıları bakımından ilgimi çekmiştir. Bu öğeler bir araya gelince izleyen-izlenen ilişkisini tersine çeviren bir sonuç çıktı ortaya. Normalde görmediğimiz türden bir şey, bu nedenle de bir farkındalık yaratıyor.

Bingöl’ün kameraları, bienal boyunca aralarında Kumbaracı 50, Pera Müzesi, Şimdi Cafe, LeBon Pastanesi,  İstanbul Modern Sanat Müzesi gibi mekanların olduğu 20’yi aşkın noktada görülebilir. Elmgreen ve Dragset daha önce birbirine yakın sergi mekanlarının kendi içinde geçici bir mahalle ve dolayısıyla yeni bir gerçeklik oluşturduğunu söylemişlerdi. Bu yeni gerçeklikte, "gözetlemeyen" kameralarla dolu bir mahallede, Burçak Bingöl’ün işi düşünmemize vesile oluyor: "İyi bir komşu, bizi gözetlemeyen bir komşu mudur?"

Her hafta yeni bir yazı T24’te

İstanbul Bienali ile T24 işbirliği çerçevesinde psikanalist, tarihçi, edebiyatçı, mimar, sanatçı, müzisyen pek çok yazar, her pazartesi günü iyi bir komşu hakkında yazıyor. T24’ün 15. İstanbul Bienali’ne ayırdığı özel köşesinde Mart ayından bugüne kadar yayımlanan yazılara, aşağıda yer alan başlıklara tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bir Komşuluk Retrospektifi
Elif Kamışlı

Yoldaşımsın, öyleyse varım
Murat Alat

İyi Bir Komşu: Dokuzyüzonbir
M.K. Perker

İyi bir komşu iyi bir insan mıdır?
Yasser M. Dallal

Şişli’de bir apartıman
Murat Uyurkulak

Baklavanın gücü
Kaan Sezyum

Komşuluğun bir sinefile düşündürdükleri
Melis Behlil

İyi bir komşu seninle aynı müziği dinleyen birisi midir?
Melis Danişmend

İyi bir komşu sizin gibi yaşayan birisi midir?
Binnaz Toprak

Bir yaşamsal zorunluluk olarak komşuluk
Talat Parman

Komşuluk
Murat Belge

Komşuluk Alfabesi 2
Haydar Ergülen

Komşuluk Alfabesi 1
Haydar Ergülen

Sınır komşusu
Ertuğ Uçar

Olmayan komşu
Şebnem İşigüzel

Zoraki komşu
Anna Turay

Sükûnet apartmanında paltolama ve yalıtım işleri
Yasemin Özcan

Komşular arasında
Selçuk Orhan

Komşuluğun yeni halleri
Bekir Ağırdır

Gözün kayıp oyuğu
Sema Kaygusuz

Komşudaki anahtar...
Metin Solmaz

"En iyi komşu ölü komşudur!"
Barış Acar

Mainimiz var! Kimse bize gelmiyor
Leyla Bektaş-Ata

Yandı bitti kül oldu
Rober Koptaş

Komşu ev demekti...
Evren Balta

Mükemmel bir komşu nasıl kapıyı açar?
Süreyyya Evren

15. İstanbul Bienali iyi bir komşu afişleri ile İstanbul sokaklarında

Siz de İKSV Ana Gişe, Pera Müzesi, İstanbul Modern ve belirli Biletix gişelerinden* afişlerinizi alarak pencerenize asabilir, iyi bir komşu’nun sorularını tüm mahallenizle paylaşabilirsiniz.

*Caddebostan Migros, Cevahir AVM, Kadıköy Sahne, Akmerkez Vakkorama, Beyoğlu Demirören AVM, Capitol AVM, Capacity AVM, İstinye Park, Forum İstanbul, Kanyon ve City’s Nişantaşı.

15. İstanbul Bienali’ne katılacak sanatçılar açıklandı

Sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset’in küratörlüğünde 16 Eylül-12 Kasım 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak düzenlenecek olan iyi bir komşu başlıklı bienalde, 32 ülkeden 55 sanatçının evmahalle ve aidiyet kavramlarını tartışmaya açan işleri sergilenecek.

15. İstanbul Bienali, İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Pera Müzesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi daha önce de İstanbul Bienallerine ev sahipliği yapan mekânların yanı sıra Cihangir’deki ARK Kültür ile Asmalımescit’te yer alan Yoğunluk Sanatçı Atölyesi gibi konut özelliği taşıyan mekânlara yayılacak. Türkiye’den 10 sanatçının işlerinin yer alacağı bienal için 30 sanatçı yeni iş üretecek.

Küratörler Michael Elmgreen ve Ingar Dragset iyi bir komşu başlıklı bienali şöyle anlatıyor:

Komşunuz sizden oldukça farklı yaşayan biri olabilir. Ancak umuyoruz ki siz, son dönemde dünyadaki pek çok politikacının aksine ‘öteki’ korkunuzla etrafınıza çitler örerek baş etmiyorsunuzdur. 15. İstanbul Bienali’ndeki sanatçılar ev, mahalle, aidiyet ve müşterek yaşam hakkındaki fikirleri çeşitli perspektiflerden tartışmaya açıyor. İşlerden bazıları ev yaşamımızdaki hâl ve koşulların nasıl değiştiğini ve mahallelerimizin geçirdiği dönüşümü incelerken bazıları da günümüzün jeopolitik sorunlarının nasıl üstesinden geldiğimizi mikro ölçekte ele alıyor. Bienal sergiye davet edilen sanatçıların kişisel veya analitik ifadeleriyle biçimlenerek umutlarla hayallerin, hüzünle öfkenin, geçmişle bugünün birbirine karıştığı alanlar yaratıyor.

Sanatçı listesi için tıklayın.

15. İstanbul Bienali’ni küratörlerinden dinleyin

Elmgreen & Dragset, The Biennial Foundation’ın Venedik’te düzenlediği söyleşide pek çok yönüyle 15. İstanbul Bienali’ni anlattı.

Moskova’dan Sidney’e: Uluslararası Billboard Projesi

15. İstanbul Bienali, iyi bir komşu kavramını dünyanın farklı şehirlerinde paylaşmak adına Uluslararası Billboard Projesi’ni başlattı. Proje kapsamında Lukas Wassmann’ın beklenmedik insan karşılaşmalarını yakaladığı fotoğraflardan titizlikle yapılmış bir seçki ve fotoğraflarla eşleştirilen iyi bir komşuya dair sorular, dünyanın farklı noktalarında billboardlara taşınıyor.

Pek çok kültür kurumunun işbirliğine dayanan Uluslararası Billboard Projesi, 27 Şubat’ta St. Patrick Festivali aracılığıyla İrlanda’nın Armagh, Ballynahinch, Belfast, Downpatrick ve Newry kentlerindeki 13 noktada açılışını yaptı. Projeyi sahiplenen diğer kentler arasında Moskova (Rusya), Sidney (Avustralya), Milano (İtalya), Ljubljana (Slovenia), Southhampton (Birleşik Krallık), Calgary (Kanada), Plovidv (Bulgaristan), Şikago (ABD), Seoul ve Gwangju (South Korea) yer alıyor. En son durakları Liverpool ve Manchester olan proje 2017 sonuna kadar devam edecek.

15. İstanbul Bienali sergi mekânları belli oldu

16 Eylül - 12 Kasım 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek, iyi bir komşu başlığını taşıyan 15. İstanbul Bienali, birbirine yürüme mesafesinde altı komşu mekânda ziyaretçilerini ağırlayacak.

Sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset küratörlüğünde düzenlenecek 15. İstanbul Bienali, ev ve mahalle kavramlarını pek çok açıdan ele alacak. Bienal sergileri bu yıl, İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Pera Müzesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi daha önce de İstanbul bienallerine ev sahipliği yapan mekânların yanı sıra, Cihangir’deki ARK Kültür ile Asmalımescit’te yer alan sanatçı stüdyosu gibi konut özelliği taşıyan mekânlarda gerçekleşecek.

15. İstanbul Bienali mekânlarını incelemek için tıklayın.

15. İstanbul Bienali Kamusal Programı

İki ay boyunca ücretsiz olarak gezilebilecek 15. İstanbul Bienali’nde, birbirine komşu mekânlarda yer alacak serginin yanı sıra sanatçı Zeyno Pekünlü’nün koordinatörlüğünde bir kamusal program da düzenlenecek. Program çerçevesinde açılış ve kapanış haftasında gerçekleştirilecek sempozyumların haricinde, bienal kapsamında sorulan sorular etrafında düzenlenen tartışmalar, gösterimler, atölye çalışmaları ve katılımcıların birlikte yemek yapacağı, okuyacağı, müzik yapacağı düzenli etkinlikler yer alacak.

Kamusal Program’ın ayrıntıları için tıklayın.

iyi bir komşu billboard projesinin ikinci durağı, Limerick City Gallery of Art oldu

27 Şubat – 12 Mart tarihleri arasında St. Patrick Festivali kapsamında Kuzey İrlanda’nın Armagh, Ballynahinch, Belfast, Downpatrick ve Newry kentlerindeki 13 farklı noktada açılışını yapan iyi bir komşu billboard projesinin ikinci evresi, EVA International ve Limerick City Gallery of Art işbirliğiyle hayata geçti. Limerick’te bulunan billboard’da Lukas Wassmann’ın bir fotoğrafına “İyi bir komşu daha yeni taşınmış birisi midir?” sorusu eşlik ediyor.

iyi bir komşu başlığıyla, sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset’in küratörlüğünde gerçekleştirilecek 15. İstanbul Bienali, ev ve mahalle kavramlarını pek çok açıdan ele alırken, iç mekânlardaki yaşam şekillerinin yakın tarihte geçirdiği dönüşümü de inceleyecek. Ev ve mahallelerin çeşitli kimliklere dair ipuçları barındırdığı ve kendini ifade etme aracı olarak işlev görebildiği fikrinden yola çıkan 15. İstanbul Bienali, iyi bir komşu’ya dair sorularınıManchester’dan Sydney’e, Havana’dan Delhi’ye dünyanın birçok farklı kentinde billboard’lar aracılığıyla tartışmaya açmaya devam ediyor.

İstanbul Bienali’nin birçok uluslararası kültür kurumunun işbirliğiyle hayata geçireceği billboard projesinde Lukas Wassmann’ın iyi bir komşu sorusunu düşündüren, beklenmedik karşılaşmaları yakaladığı fotoğraf işleri ile temaya dair çeşitli sorular eşleşiyor. 2017 yılının sonuna kadar dünyanın pek çok farklı kentinde sergilenecek billboard projesi, sanatçı Lukas Wassmann, küratörler Elmgreen & Dragset ve bienalin grafik tasarımcısı Rupert Symth işbirliğiyle hazırlandı.

Ev ve mahalle kavramlarının tüm dünyada nasıl bir değişim geçirmekte olduğunun altını çizmeye çalışacak billboard projesi sergileneceği kentlerde iyi bir komşu teması üzerine de bir diyalog başlatabilmeyi amaçlıyor.

15. İstanbul Bienali "seyahate çıkmaya değer" sergiler arasında

15. İstanbul Bienali, dünyanın önde gelen dergilerinden ABD merkezli Newsweek tarafından "2017’de uğruna seyahate çıkmaya değecek beş sergiden biri" olarak gösterildi.

2 Ocak tarihli, Francesca Gavin imzalı haberde 15. İstanbul Bienali için şöyle denildi:

Türkiye’nin politik karmaşası İskandinav sanatçılar Elmgreen ve Dragset’i Eylül ayında İstanbul Bienali’ni gerçekleştirmekten alıkoymayacak. İşbirliği fikrine dayanan projeleri, sunum ve arşive duydukları merakı yansıtacak gibi görünüyor.

Derginin 2017 yılında mutlaka görülmesi gereken sanat sergileri listesinde 15. İstanbul Bienali’nin yanı sıra Tokyo’daki Mori Art Museum’daki N.S. Harsha retrospektifi, bu yıl Kassel’le birlikte Atina’da da gerçekleştirilecek Documenta 14, Nisan ayında Venedik’te Punta della Dogana and Palazzo Grassi’de yer alacak Damien Hirst ile Paris’te Palais de Tokyo’da Ekim ayında başlayacak Camille Henrot sergileri bulunuyor.

Newsweek’in haberine buradan ulaşabilirsiniz.

15. İstanbul Bienali’nin başlığı ve kavramsal çerçevesi açıklandı

15. İstanbul Bienali, 16 Eylül-12 Kasım 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

15. İstanbul Bienali küratörleri Elmgreen & Dragset tarafından iyi bir komşu olarak belirlenen bienalin başlığı 7 Aralık sabahı Salon İKSV’de düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. Basın toplantısı, yaşları 8’den 84’e uzanan 40 kişinin iyi bir komşu hakkında sorular sorduğu bir performansla başladı. İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer’in açış konuşmasının ardından 15. İstanbul Bienali’nin küratörleri sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset bienalin başlığını ve kavramsal çerçevesini açıkladı.

iyi bir komşu, ev kavramını farklı açılardan ele alacak: gündelik deneyimler yoluyla davranış rutinlerinin ve değerlerin oluştuğu bir alan olarak tanımlanan ev, aynı zamanda bir aidiyet — bir ’kök salmışlık’ — duygusunu ortaya çıkaran bir yer. Bu sergi, özel alanlarla ilişkilenen farklı yaşam tarzlarını ve içinde yaşayanlar olarak bizlerin evdeki alanları en iyi şekilde kullanma ve kişiselleştirme biçimlerimizi araştıracak. Böylece, evin nasıl da farklı kimliklere dair ipuçları barındırabileceğini ve tarih boyunca kendini ifade etmenin bir aracı olarak nasıl işlev gördüğünü inceleyecek.

Küratörler Michael Elmgreen ve Ingar Dragset

Basın toplantısı boyunca sanatçı Ali Taptık’ın, İstanbul’da ürettiği farklı serilerinden, Elmgreen ve Dragset’in iyi bir komşu çerçevesiyle ilişkili seçtiği fotoğraflar ekranda yer aldı. Ayrıca 15. İstanbul Bienali’nin, grafik tasarımcısı Rupert Smyth’in birçok sanatçıyla beraber hazırladığı açık hava tanıtım kampanyasının görselleri de ilk defa basın toplantısında gösterildi. İngiltere’den Brezilya’ya Almanya’dan ABD’ye birçok farklı yerdeki kültür kurumlarının işbirliğiyle gerçekleştirilecek bu uluslararası kampanya, ev ve mahalle kavramlarının tüm dünyada nasıl bir değişime uğradığının altını çizecek.

15. İstanbul Bienali’nin basın ön izlemesi 12-15 Eylül 2017 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Farklı mekânlara yayılacak bienalde sergilerin yanı sıra performanslar, film programı ve konuşmalar da düzenlenecek.

#istanbulbienali
#iyibirkomsu

Haberler

15. İstanbul Bienali Kamusal Programı Fred Wilson’ın konuşmasıyla başladı

Bienale Pera Müzesi’nde sergilediği, Osmanlı kültürü ve bu kültürde siyahların oynadığı role ilişkin el yapımı bir dizi nesneyi bir araya getiren Afro Kısmet adlı işiyle katılan Fred Wilson, 14 Eylül Perşembe günü Pera Müzesi’nin oditoryumunda gerçekleştirdiği konuşmasıyla Kamusal Program’ın ilk konuğuydu.

Evim Evim Güzel Evim: Volkan Aslan ve sabit olmayan evlerimiz

15. İstanbul Bienali için sipariş edilen ve İstanbul Boğazı’nda çekilen Volkan Aslan’ın Evim Evim Güzel Evim (2017) başlıklı video enstalasyonu, yerinden edilme gerçeklikleri üzerine derin bir düşünme niteliğinde. Zaman ve perspektif ayrılıklarının, su ve yolculuk görüntülerinin kullanıldığı yapıt, uzun yolculuklara çıkmak zorunda bırakılan bireylere adanmış.

Eşek Boncuk’un bir haftalık bienal güncesi

Bienalin açılış haftasına özel olarak Gümüşdere’den İstanbul Modern’in bahçesine getirilen Boncuk adlı eşek, sanatçı Xiao Yu’nun bienalde sunduğu performansı Zemin’in (2014/17) bir parçası. Ekolojik kırılganlığın vardığı boyutlara dair bir uyarı niteliğindeki işin videosu, bienal boyunca İstanbul Modern’de sergilenecek.

Ugo Rondinone’nin heykeli 18 yıl aradan sonra İstanbul’a dönüyor

İstanbul Bienali otuzuncu yılında, Ugo Rondinone’nin 1999’daki 6. İstanbul Bienali’nde Taksim Meydanı’nda sergilenen Buradan Nereye Gidiyoruz? isimli neon heykelini kalıcı olarak İstanbul’a kazandırıyor. Koç Holding desteğiyle bu sene hayata geçen proje kapsamında her bienalde bir heykel kamusal alana armağan edilecek.

Tuğçe Tuna Beden Damlaları başlıklı yeni koreografisiyle bienalde

Tuğçe Tuna’nın bienale özel olarak tasarladığı Beden Damlaları koreografisi, bienalin ilk hafta sonuna özel olarak cumartesi ve pazar günleri, bienal boyunca ise her cumartesi Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda.

İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer’in küratörlüğünde bir komşu sergi: Aylaklar

Koordinasyonunu İKSV’nin üstlendiği Paris Cité des Arts’daki Türkiye Atölyesi’nde farklı zamanlarda çalışan beş kadın sanatçının işlerinden oluşan Aylaklar sergisinde Aslı Çavuşoğlu, İnci Furni, Güneş Terkol, Yasemin Özcan ile İz Öztat & Zişan’ın “aylaklık”tan yola çıkarak yarattığı işleri yer alıyor. Sergi, 13 Eylül’de açılıyor.

Yonamine ve Latifa Echakhch birbirine komşu işleriyle İstanbul Modern’de

Yonamine ve Latifa Echakhch’ın İstanbul Modern’in tam ortasında hayat bulan mekâna özgü işleri, yerel imgelerden yola çıkarak sokağın estetiğini bienale taşıyor. Birbirleriyle diyalog halindeki işler, yıkmanın da en az yapmak kadar üretken bir çaba olabileceğini gözler önüne seriyor. Sanatçıları, işleri üzerinde çalışırken yakaladık ve biraz lafa tuttuk.

Tuğçe Tuna ile Beden Damlaları performansı üzerine

Koreograf, dans sanatçısı, akademisyen ve hareket terapisti olan Tuğçe Tuna, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda sunacağı performansıyla 15. İstanbul Bienali sanatçıları arasında yer alıyor. Tuğçe Tuna’dan, Beden Damlaları başlığını verdiği performansını ve performansın iyi bir komşu’yla olan ilişkisini dinledik.

Kamusal Program koordinatörü Zeyno Pekünlü’yle bienal etkinliklerine dair bir sohbet

Sanatçı Zeyno Pekünlü’nün koordinatörlüğünü üstlendiği 15. İstanbul Bienali Kamusal Programı, farklı alanlardan araştırmacı, aktivist ve müzisyenlerin katılımıyla iyi bir komşu temasını aynı zamanda disiplinlerin komşuluğu olarak okumamıza vesile olacak. İki ay boyunca düzenlenecek etkinlikler dizisinin arkasında yatan düşünsel zemini Zeyno Pekünlü’den dinliyoruz.

iyi bir komşu billboardları, Bulgaristan Goethe Enstitüsü’nün işbirliğiyle Plovdiv’de

Pek çok kültür kurumunun işbirliğiyle dünyanın farklı kentlerine asılan iyi bir komşu billboardları’nın bir durağı da Bulgaristan’ın Plovdiv kentiydi.

Volkan Aslan Evim Güzel Evim adlı yeni videosu ile 15. İstanbul Bienali’nde

Volkan Aslan’ın 15. İstanbul Bienali’ne özel olarak ürettiği videosunun fragmanları yayında.

Pereda’yla grotesk duvarlarına dair bir sohbet

2010’dan beri ürettiği Horror Vacui (Boşluk Korkusu) serisine İstanbul’dan kattığı parçaları bienale özel olarak sergileyecek Alejandro Almanza Pereda’yla, İstanbul’daki geçici atölyesinde bir sohbet gerçekleştirdik. Pereda’nın işlerinden biri, Pera Müzesi’nde geçtiğimiz günlerde ziyarete açılmıştı.

Pereda’nın işi Pera Müzesi’nde ziyarete açıldı

Alejandro Almanza Pereda’nın Romantik üsluptaki buluntu tabloları çimentoyla kapladığı Boşluk Korkusu serisine İstanbul’dan kattığı yeni parçalardan biri, Pera Müzesi’nin Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndan bir tablonun yerini alarak ziyarete açıldı. Sanatçının aynı seriden diğer iki işi, bienalle birlikte sergilenecek.

Bu kameralar sizi gözetlemiyor, aksine kendini seyre çağırıyor

Burçak Bingöl ile Beyoğlu’nda 20’nin üzerinde binanın cephesine yerleştireceği seramikten mobese kameraları hakkında konuştuk.

Her hafta yeni bir yazı T24’te

İstanbul Bienali ile T24 işbirliği çerçevesinde psikanalist, tarihçi, edebiyatçı, mimar, sanatçı, müzisyen pek çok yazar, her pazartesi günü iyi bir komşu hakkında yazıyor.

Pencerelerinizi iyi bir komşu’ya açın

15. İstanbul Bienali’nin posterleri, İKSV Ana Gişe, Pera Müzesi, İstanbul Modern ve belirli Biletix gişelerinde, ücretsiz.

15. İstanbul Bienali’ne katılacak sanatçılar açıklandı

iyi bir komşu başlığını taşıyan 15. İstanbul Bienali’nde, 32 ülkeden 55 sanatçının evmahalle ve aidiyet kavramlarını tartışmaya açan işleri sergilenecek.

15. İstanbul Bienali’ni küratörlerinden dinleyin

Elmgreen & Dragset, The Biennial Foundation’ın Venedik’te düzenlediği söyleşide pek çok yönüyle 15. İstanbul Bienali’ni anlattı.

Moskova’dan Sidney’e: Uluslararası Billboard Projesi

15. İstanbul Bienali bu yıl birçok uluslararası kültür kurumunun işbirliğiyle çok özel bir projeyi de hayata geçiriyor.

Bienal mekânları belli oldu

15. İstanbul Bienali sergileri İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Pera Müzesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi daha önce de İstanbul Bienallerine ev sahipliği yapan mekânların yanı sıra Cihangir’deki ARK Kültür ile Asmalımescit’te yer alan bir sanatçı stüdyosu gibi konut özelliği taşıyan mekânlara da yayılacak.

iyi bir komşu İrlanda’nın Limerick kentinde

15. İstanbul Bienali’nin lansmanı St. Patrick Festivali’nde yapılan uluslararası billboard projesinin ikinci durağı, Limerick City Gallery of Art.

15. İstanbul Bienali "seyahate çıkmaya değer" sergiler arasında

Newsweek’e göre "2017’de uğruna seyahate çıkmaya değecek beş sergiden biri" 15. İstanbul Bienali.

15. İstanbul Bienali’nin başlığı ve kavramsal çerçevesi açıklandı

15. İstanbul Bienali küratörleri Elmgreen & Dragset tarafından iyi bir komşu olarak belirlenen bienalin başlığı 7 Aralık sabahı Salon İKSV’de düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. Basın toplantısı, yaşları 8’den 84’e uzanan 40 kişinin iyi bir komşu hakkında sorular sorduğu bir performansla başladı.